VİCTOR VASARELY

Arkas Sanat Merkezi’nin girişimiyle İstanbul ve İzmir’de düzenlenen Victor Vasarely Retropektifi, Op Art/Kinetic Art sanat akımının kurucusu olarak çağdaş sanat estetiğine yön vermiş olan sanatçının farklı dönemlerine ait çalışmalarını bir araya getiriyor. Kapsamlı sergi, Vasarely’yi (1906-1997) ressam, tasarımcı, teorisyen, mimar kimlikleriyle bütüncül bir biçimde tartışmaya açıyor.

Hiç kuşkusuz öncelikle yanıtlanması gereken soru, Victor Vasarely’nin öneminin nereden kaynaklandığı ve günümüz sanatı açısından ne ifade ettiğidir. 1944 yılında Paris’te ilk kişisel sergisini açan sanatçı, geometrik soyutlamayı araştırmalarının odağına yerleştirdiğinde, o zamana dek sanat tarihinde gündeme gelmemiş olan bir “hareketlilik” duygusunu geliştirdi.
 

Vasarely, daire, kare, üçgen gibi temel geometrik elemanları renklerle birlikte yorumlamaya başladığında 1955 yılında tamamlayacağı Le Manifeste Jaune’nün (Sarı Manifesto) ilk adımlarını atıyordu. Kinetik Sanat’ın doğum noktası olarak kabul edilen Sarı Manifesto, Galerie Denise René’de 6-30 Nisan 1955 tarinde açılan “Le Mouvement” (Hareket) sergisi nedeniyle Vasarely tarafından yayınlanmıştı. Sanatçı bu sergide kendi resimlerinin yanı sıra Robert Jacobsen, Jean Tinguely, Jesús RafaelSoto, Yaacov Agam, Pol Bury, Marcel Duchamp ve Alexander Calder’in çalışmalarını sergilemişti. Böylece Avrupa’nın ardından Kanada’dan Japonya’ya, İsveç’ten Güney Afrika’ya kadar birçok ülkede etkili olan Kinetic / Optic Art (Kinetik Sanatı) akımı ortaya çıkmıştı. Vasarely Retrospektifi, sanatçının 1950 ve 1960’lı yıllarda gerçekleştirdiği önemli yapıtlarından yola çıkarak bu akımın farklılığına, yenilikçi yaklaşımına dikkat çektiği için önem taşıyor.

Vasarely, tuval yüzeyini hareketlendirirken, daha önce tasarımcı olarak çalıştığı için grafik tecrübelerini çalışmalarının mayasına katıyordu. Form ve çizgilerin algılar yoluyla kavranıp izleyicide “hareket” olgusunu duyumsatması, en ince detaylarına kadar tasarlanmış olan siyah-beyaz dengesini gerekli kılıyordu. Retrospektif serginin gerçek bir sürpriz olarak değerlendirilebilecek bir özelliği de, sanatçının 1930 yılında eşi Claire ile Budapeşte’ten Paris’e göç ettikten sonra hayatını kazanabilmek için yaptığı farklı grafik tasarımlarını da içermesidir. Fransa’da oldukça popüler olan bu tasarımlar, sanatçıya giriştiği deneylerin en ince uçlarına kadar yönelme fırsatını tanımıştı. 1960’lardan itibaren uluslararası sanat ortamının yıldız sanatçısı konumuna yükselen Vasarely’nin ününü perçinleyen, 1969’tan itibaren Renault firmasıyla çalışmaya başlamasıdır. Sanatçı oğlu Yvaral (1934-2002) ile birlikte bu kurumun halen kullanılan logo ve diğer kurumsal kimlik çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Retrospektifin önemli bir kısmı Renault Koleksiyonu’ndaki Vasarely çalışmalarından oluştuğu için, bu resim ve objeler, sanatçının form ve renkleri bir araya getirerek oluşturduğu “akıcı birliktelikleri” gündeme getiriyorlar. Çağdaş sanat ile güncel yaşam arasındaki bariyerleri kaldırarak, sanatın hayatın bir parçası olması gerektiğini savunan Vasarely, 1970’li yıllardan itibaren “multiple” olarak tanımlanan, form çeşitlemelerine yönelmişti. Buradan elde ettiği görsel tecrübeleri sanatçı, halka açık alanlarda uyguladığı heykel çalışmalarının temeline oturttu. Duvar halısı, rölyef ve diğer mimari uygulamalara yönelerek anlatım tarzını, Psychedelic Art olarak tanımlanan sanat akımının çerçevesine yerleştiren Vasarely’nin bu dönemi Arkas Koleksiyonu’ndan derlenen on üç resimle temsil ediliyor. Kendi sanatı üzerine yaşarken ikisi Macaristan’da birisi de Fransa’da olmak üzere üç müze kuran Victor Vasarely, yaşamının son döneminde mimari alanında da deneylere girerek, sanatın herkes tarafından paylaşılan, katılımcı yönüne vurgu yapmaya yönelmişti. Sanatçının mimari çalışmalarından derlenen bir bölüm, Vasarely Retrospektifi’nin “disiplinlerarası karakterine” vurgu yapıyor. Sanatın insanı yücelten en temel uğraşlardan biri olduğuna inan Vasarely, birçok alanı kapsayan çalışmalarıyla, sanat yazarı Werner Spies’in belirttiği gibi “estetik bir duyarlılaştırma” yaratmıştı. Arkas Holding tarafından İstanbul ve İzmir’de düzenlenen retrospektif, bu duyarlılığın günümüzde de etkisini sürdüğünün altını çiziyor.
 

Text: Necmi Sönmez